Hacıbektaş Şenlikleri Yine Siyasetin Gölgesinde

 

Hacıbektaş Şenlikleri Yine Siyasetin Gölgesinde

Belediye Başkanı Ali Rıza Salmanpakoğlu'nun göreve gelmesinden bu yana her yıl bir krize dönüşen Hacıbektaş Şenlikleri'nin programı bu yıl daha da "garip". Şenlik programında Alevilik dışında herşeyi bulmak mümkün.

Hacıbektaş İlçesi'nde her yıl düzenlenen şenlikler, 1960'lı yıllardan bu yana coşkulu bir şekilde kutlanıyordu. Lakin 80 sonrası siyasilerin müdahalesiyle farklı bir boyut kazanan şenlikler; yine de Hacıbektaş Belediyesi ve Alevi örgütleri tarafından ortaklaşa düzenleniyor; yüzbinlerce Alevi Hacıbektaş'ta birlik ve beraberlik mesajları veriyordu.

Bu birlik ve beraberlik mesajları yerini, Hacıbektaş Belediyesi'ni bağımsız aday ve eski general Ali Rıza Salmanpakoğlu'nun kazanmasıyla krize bıraktı. Ali Rıza Salmanpakoğlu, önce Alevi örgütlerini şenliklerden çıkardı. Ardından şenliklere yoğun bir sağcı/milliyetçi kimlik kazandırmaya başladı. Önceki yıllarda şenliklerde protesto gösterileri düzenlendi, geçen yıl ise küçük alternatif programlar yapıldı. Aleviler için büyük bir birlik beraberlik şöleninden, büyük bir kriz haline geldi Hacıbektaş Şenlikleri.

Hacıbektaş Şenlikleri'nin bu yılki programı ise, diğer yıllara oranla daha milliyetçi bir kimlik seyrediyor. Alevilikle pek de alakası olmayan programın ana temelini siyaset oluşturuyor. Özellikle panel katılımcılarından Radikal Gazetesi'nin Hrant Dink cinayetinden sonra yayımladığı "Türkiye'de Irkçı Yapılanmalar" yazısında ismi geçen "Türkçü-Toplumcu" isimli sitenin sahibi Mustafa Cemil Kılıç isimli kişinin "Din Sosyoloğu" sıfatıyla şenliklerde konuşmacı olarak katılması, "MHP artık düzeldi" diyerek MHP'ye övgü dolu yazısıyla gündeme gelen Cemal Şener'in de "Araştırmacı-Yazar" sıfatılya çağrılı olması dikkat çekiyor. Hacıbektaş Belediye Başkanı bilindiği üzere Alevi örgütlerini "siyaset yapıyorlar" diyerek şenlik organizasyonundan çıkarmıştı. Lakin bu yılki şenliklerin programına bakıldığında yoğun bir Türkçü/milliyetçi propoganda ve sağ söylem dikkat çekiyor.

Arif Sağ gibi sanatçıların da belediye başkanına tepki olarak katılmadığı şenliklerde, son yıllarda büyük kan kaybı yaşanıyordu. Bu yılki "sıra dışı" şenlik programının neler getireceği ise merak konusu. Alevi örgütleri şuana kadar alternatif bir söylemden bahsetmediler. Lakin Alevilerin birlik ve beraberlik gününden, siyasi bir propoganda etkinliğine dönen Hacıbektaş Şenlikleri ile ilgili olarak önümüzdeki günler tartışmaya gebe gözüküyor.

08 Ağustos 2007 - Alevionline / Istanbul

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır
  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2007-10-07 02:36:06
    Konu: RAMAZAN BAYRAMI
    EN KUTALEVİLER, TUTMADIKLARI ORUCUN BAYRAMINI NEDLAR?

    Ramazan Bayramı İslam Dininin bir bayramı olup, Hicri Kamer yılının dokuzuncu ayı olan Ramazan ayının bitimiyle Şevval ayının ilk üç günü kutlanan dini bir bayramdır. Arapça’daki adı ‘’idel-fitr’’ olup, fitr kelimesi Arapça’da kahvaltı anlamına gelir. Daha doğrusu oruç bitiminin son günü yapılan ilk kahvaltı demektir.
    İslam Dininde Ramazan Bayramının (Sadece Türkiye’de şeker bayramı diyenler var) çok ayrı ve özel bir yeri vardır. Ramazan ayında gün boyu aç kalmak, insan üzerinde vermiş olduğu sıkıntının iftarda orucun açılmasıyla sevince dönüşmesidir. Ramazan Bayramı da bir ay boyunca, gün boyu aç kalmanın, ya da oruç tutmanın sona ermesiyle sevincin üç gün kutlanmasıdır. Türkiye’nin ekonomik şartları göz önüne alındığında, hele ki yaz aylarına denk gelen Ramazan aylarını düşündüğümde oruç ayının bitişini kutlamayı fazlasıyla hak ettiklerini düşünüyorum.
    İslam Dininin Ramazan ve Kurban Bayramları Hicretin ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmış, oruç da ilk defa aynı yıl oruç ayını geçirenlere farz kılınarak bitiminde üç gün Ramazan Bayramı kutlanmıştır. Burada çok önemli bir nokta da, Kurban Bayramı olsun, Ramazan Bayramı olsun bayramın başlangıcı bayram namazlarıyla olmasıdır. Yani bayramın başlangıcı bayram namazının kılınmasıyla başlamaktadır.
    Ramazan Bayramını İslam inancı açısından değerlendirdikten sonra gelelim ‘’Aleviler tutmadığı orucun bayramını neden kutlar’’ bölümüne…
    Bu arada samimi olarak tüm İslam Aleminin Ramazan Bayramını kutlar, bayramların dünya barışına, sevgiye, özgürlüklere ve hoşgörüye vesile olmasını dilerim. Benim yazım bir inanç tartışması olmayıp, bir inancın, başka bir inancı yok sayması ve kendine benzetmeye çalışmasına karşı çıkış yazısıdır. Tıpkı Alevi köyüne cami yapılmasına karşı çıkışımın camiye karşı olmadığı, yapılacaksa Sünni köylere yapılmasını, Alevilerin ibadet yerinin Cem evleri olduğunu defalarca söylediğim gibi.
    Konuyu açmamıza yardımcı olacak tanı sorusunu açıkça soruyorum: Alevilik İslam mıdır? Ben Alevi olarak kendimi biliyorum da, acaba İslam olmanın koşullarını herkes biliyor mu? Kısaca İslam olmanın koşulları oruç tutmak, namaz kılmak, Hacca gitmek, zekat vermek, Kelime-i şahadet getirmek, Kur’an’a, peygamberlere, meleklere, kadere ve Allah’a, onun cennet ve cehennemli ahiretine inanmak olarak sıralayabiliriz. Bu durumda bir Alevi kendi inancının bu koşullarda uygunluğunu rahatlıkla test edebilir; üstelik bu test çok kolay bir testtir. Alevi, testin sonuna baktığında Aleviliğin İslam olup olmadığını kolaylıkla anlayacaktır. Burada yapılacak en önemli nokta kendimize sorulan sorulara dürüstçe, yani yaşamımıza uygun, atalarımıza uygun, Pir Sultanlara uygun yanıt vermektir.
    Örneğin; Bu sorulara ‘’Biz Aleviler camiye de gideriz, oruç da tutarız, namaz da kılarız’’ derse doğruyu bulamaz; tarihimizin hiçbir kısmında da yoktur. Bunları söyleyen yok mudur elbette vardır. Bunlar egemene boyun eğmeyi sindiren, asimile olmuş veya çıkarı için böyle görünen Alevilerdir.
    Benim için Ramazan çocukluğumdan beri en uzun aydı. Ramazan ayında kendimi hep aşağılanmış, korkutulmuş, sindirilmiş hissederdim; bütün benim gibi Aleviler de. Şarkışla’da komşu çocuklarına oruç tutmadığımızı söylemez, üstelik annem tarafından dışarıda yemek yemememiz konusunda uyarılırdık. Tarihsel belleğimiz, böyle davranmamamız halinde baskıya uğrayacağımızı öğretmişti. Kayseri Kadı Burhanettin Ortaokulunda din dersi öğretmenimiz Kasım OKUT tarafından oruç tutmadığımız için aşağılanmalar da cabası. Annem Ramazan ayında sahura kalkar evin ışıklarını yakar tekrar yatardı ki, komşular ertesi gün ‘’Sahura neden kalkmadın’’ diye sormasın diye. Bu korku, utanç, sindirme bugün de iş yerlerinde aynen devam etmektedir. Üstelik çoğu Alevi oruç tutuyormuş gibi yaparak bu baskıyı atlatmaya çalışmaktadır. Kendi namusuyla yüzleşen her Alevinin de kabulleneceği gibi ne Ramazan orucu bize ait ne de onun bayramı. Bilinmez, belki de bazı Aleviler Ramazan Bayramını; başımıza bir iş gelmedi, kazasız belasız atlattık diye mi kutluyor?!
    ‘’Aleviliğin, kendi öz kimliğiyle yakalamaya başladığı yeni özgürleşme ve temsiliyet olanağı, hem dıştan hem de içten çürütülmeye ve etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Selçuklu ve Osmanlı’da bitmeyen, ne yazık ki Cumhuriyette de devam eden bir öğütülme ve çürütülme iradesi ile karşı karşıyayız’’ (Erdoğan AYDIN-Kimlik Mücadelesinde Alevilik)
    İşte Ramazan Bayramının Alevilerce kutlanması yıllardır Alevileri içten çürütme ve öğütülmesinin tipik örneğidir. Ama bu baskıyı daha ne zamana kadar kabulleneceğiz? Üstelik farkında değil miyiz; biz böyle davrandıkça bize ait olmayan inanç biçimleri ve ritüeller nesilden nesile meşrulaşarak bizi yok ediyor. Egemen inanca benzemeye çalıştıkça, ne yazık ki cumhuriyetin okullarında çocuklarımız bize ait olmayan dini inançlarla koşullandırıldıkça azalıyoruz. Bu asimilasyonu ve aşağılanmayı kabullenmeye devam ettikçe artarak azlamaya devam edeceğiz. Alevilikten geriye folklordan başka bir şey kalmayacak.
    Alevilerin hangi bayramı kutladıklarını, ya da birliktelik adına başkasının inancına saygıdan katıldıklarını düşünseler bile, aynı hoşgörüyü kendi inançlarına karşı da yapılmasını beklediğini düşünüyorum. Gerçek laikliğin ve demokrasinin de ancak bizim oruçlarımıza da, özgün inancımıza da saygı gösterildiği durumda gerçekleşecektir. Oysa tek yanlı bir saygıya zorlanıyor, bu yetmezmiş gibi içimizden birileri de bu tek yanlı saygının ideolojik kılıflarını üretiyorlar. Bu tek yanlılıkta yazık olmuyor mu bize, inancımıza, laikliğe, demokrasiye?
    İşte bu nedenlerle her Ramazan bayramı içim sızlar. Bize karşı yapılan tarihsel haksızlıklar yetmezmiş gibi bizim içimizden birilerinin de bu durumu meşrulaştırmasına canım yanar. Aklıma çocukluğu, çocuklarımızın yaşadığı travmalar gelir. Aksini iddia edenlerin de aynı travmayı çocukluklarında yaşadıklarını bilirim. Peki ama onlar kendi çocuklarının yaşadıklarını düşünmezler mi? Pir Sultan gibi olmalarını beklemiyorum kuşkusuz; ama hiç olmazsa bu tiyatroyu, bu zoraki iki yüzlülüğü daha ne kadar sürdüreceğiz? Bizim biz olmaya hakkımız yok mu bu taşında toprağında herkes kadar alın terimiz, kanımız, umutlarımız, acılarımız olan bu ülkede? Aleviliği, Alevilik yapan ozanlarımızın ve inanç önderlerimizin bize bıraktığı mirasın öğütülmesine, içinin boşaltılmasına daha ne kadar katlanacağız?
    Benim içim yanıyor? Ya sizin?


    Attila UÇAR

    Bağlantı »

Yorum yaz!